GÖRÜNÜŞÜ ÜRPERTİ ve KORKU HİSSETTİRİP ŞEYTANI HATIRLATAN ADAMIN RESÛLULLAH (S.A.V) İLE SAVAŞ HAZIRLIĞI VE AKIBETİ.
GÖRÜNÜŞÜ ÜRPERTİ ve KORKU HİSSETTİRİP ŞEYTANI HATIRLATAN ADAMIN RESÛLULLAH (S.A.V) İLE SAVAŞ HAZIRLIĞI VE AKIBETİ.
Allah Rasûlü ﷺ, Müslümanlarla savaşmak üzere insanları etrafında toplayan bir adamın peşinden onu tek başına gönderdi… Ancak henüz adamı görmeden önce, Peygamberimiz ﷺ ona anlamını ilk başta kavrayamadığı bir alamet bildirdi.
Tarih, Hicret’in dördüncü yılıydı.
Rasûlullah ﷺ’e, Huzeyl kabilesinden Süfyân b. Hâlid b. Nübeyh el-Hüzelî adında bir adamın Urane ve çevresine konakladığı, Rasûlullah ﷺ ile savaşma için etrafına insan toplamaya başladığı haberi ulaştı.
Tehlike henüz başlangıç aşamasındaydı; fakat kendi haline bırakılıp büyümesine izin verilirse, onunla mücadele etmek çok daha zor bir hal alabilirdi.
Bunun üzerine Rasûlullah ﷺ, Abdullah b. Üneys’i (r.a.) huzuruna çağırdı.
Ona şöyle buyurdu:
«Bana ulaştığına göre Süfyân b. Hâlid b. Nübeyh, benimle savaşmak üzere insan topluyormuş. O, Nakle’de yahut Urane’dedir. Ona git ve onu öldür.»
Bu, tek bir adamın üstlendiği bir görevdi.
Ne yanında bir ordu vardı…
Ne de kendisine eşlik eden bir sahabe grubu…
Bir operasyon ekibi..
Abdullah b. Üneys (r.a.):
«Ey Allah’ın Rasûlü, onu gördüğümde tanıyabilmem için bana tarif et!» dedi.
Peygamberimiz ﷺ ona şu cevabı verdi:
«Seninle onun arasındaki alamet şudur: Onu gördüğün an ondan heybetlenip ürperecek, korku hissedecek, tüylerin ürperecek ve şeytanı hatırlayacaksın.»
Abdullah b. Üneys şaşkındı.
Zira o, hiçbir adamdan korkmayan, cesur bir yiğitti.
«Ey Allah’ın Rasûlü! Ben hayatımda hiçbir şeyden korkmadım!» dedi.
Peygamber efendimizin insan vazifelendirmesi işte böyle mükemmeldi.
Peygamberimiz ﷺ tekrar etti:
«Evet, seninle onun arasındaki alamet budur: Onu gördüğünde içinde bir ürperti hissedeceksin.»
Abdullah b. Üneys, Medine’den ayrıldı.
Kılıcını kuşanıp, Süfyân’ın bulunduğu yere doğru tek başına yola koyuldu.
Gerçek kimliğini açık etmeden onların arasına girmesi gerekiyordu.
Bu yüzden kendisini Huzâa kabilesine mensup olarak tanıttı; karşılaştığı kişilere, Süfyân’ın Muhammed ﷺ ile savaşmak için adam topladığını duyduğunu ve ona katılmak için geldiğini söyledi.
Usta bir istihbarat elemanı olarak hareket etmek böyle yapmayı gerektiriyordu.
Nihayet Urane vadisinin içlerine ulaştı.
Ve orada…
Onu gördü.
Süfyân yürüyor, arkasından da kendi kavminden ve etrafında toplanan insanlardan oluşan bir topluluk onu takip ediyordu. Bizden olan çamur, elden olan elmastan iyidir diyen ırkçı zihniyete bir örnekti onlar. Tıpkı İslama Arap dini diyen modern cahiliye gibi onlar da İslama Beni Haşim'in dini diyorlardı.
İşte tam o anda, Rasûlullah ﷺ’in haber verdiği şey gerçekleşti.
Abdullah b. Üneys (r.a.), onu gördüğü an içinde birdenbire bir heybet, bir korku belirdiğini ve Peygamberimiz ﷺ’in tarif ettiği o ürpertiyi hissettiğini anlatır.
İçinden şöyle dedi:
«Allah ve Rasûlü doğru söyledi.»
Aradığı adamı bulmuştu.
Ancak görev henüz bitmemişti; aksine yeni başlıyordu.
Süfyân ona doğru yaklaşıp sordu:
«Kimsin sen?»
Abdullah:
«Huzâa kabilesinden biriyim. Muhammed’e karşı bir ordu topladığını duydum ve sana katılmak için geldim,» dedi.
Süfyân:
«Evet, doğru duymuşsun. Onun üzerine yürümek için toplanıyorum,» karşılığını verdi.
Bunun üzerine Abdullah onunla birlikte yürümeye ve sohbet etmeye başladı.
Süfyân, onun konuşmalarından hoşlanıyor, konuştukça ona güven duyuyordu.
Abdullah, Süfyân çadırına girip etrafındaki adamlar dağılana kadar yanından ayrılmadı.
Süfyân artık tek başınaydı.
Abdullah, insanların el ayak çekmesini ve derin bir uykuya dalmasını bekledi.
Ve işte, yollara düşmesine vesile olan o an geldi…
Sessizce yaklaştı, fırsatını buldu ve adamı etkisiz hale getirdi.
Ardından hemen oradan uzaklaştı.
Halk durumu fark etmeden önce Medine’ye dönmesi gerekiyordu.
Geceleri yürüdü, gündüzleri gizlendi. Siyer kaynaklarındaki bazı rivayetlere göre on sekiz gecelik bir ayrılığın ardından Medine’ye ulaştı.
Mescide girdi.
Rasûlullah ﷺ oradaydı.
Onu gördüğünde
«Bu yüz ak oldu!» dedi Abdullah 'a
Abdullah:
«Senin de yüzün ak olsun ey Allah’ın Rasûlü!» dedi.
Ardından başından geçenleri anlattı ve getirdiği müjdeyi Rasûlullah ﷺ’in önüne sundu.
Rasûlullah ﷺ ona bir asa vererek:
«Cennette buna dayanarak yürürsün,» buyurdu.
Abdullah b. Üneys bu asayı hayatı boyunca sakladı ve vefat ederken de kefeninin içine konulmasını vasiyet etti.
İşte Allah Rasûlü ﷺ’in son derece tehlikeli bir iş için tek başına gönderdiği bir sahabenin görevi böylece nihayete erdi.
Ancak bu kıssada en çok dikkat çeken şey, sadece yaşanan çatışma ve başarı değildir…
Abdullah b. Üneys’in adamla ilk kez karşılaştığı ve daha önce hiç görmediği halde, Peygamberimiz ﷺ’in birebir tarif ettiği o hissi kendi içinde yaşadığı andır.
Peygamberimiz ﷺ’in önceden bildirdiği ve tıpkı tarif edildiği gibi tezahür eden bir mucizevi alamet…
Bu kıssa aynı zamanda bize Abdullah b. Üneys’in (r.a.) sarsılmaz sebatını ve cesaretini hatırlatır: Tek başına yola çıkmış, düşmanın kalbine kadar girmiş, hedefine ulaşmış ve Medine’ye sağ salim dönmüştür.
Kaynaklarda adamın ismi bazı rivayetlerde Süfyân b. Hâlid, bazılarında ise Hâlid b. Süfyân olarak geçmektedir. Ancak seriyyenin aslı ve adamın Abdullah b. Üneys eliyle öldürüldüğü hususu, hadis ve siyer kitaplarında sabittir.
Geride sevap kazanacağın güzel bir iz bırak:
Allah’ı tesbih et (Subhanallah), Allah’a hamdet (Elhamdulillah), bağışlanma dile (Astağfirullah), Allah’tan başka ilah yoktur de (La ilahe illallah), Allah en büyüktür de (Allahu Ekber) ve Peygamberimiz Hz. Muhammed’e ﷺ salât ve selam getir.
Bunu başkalarına da hatırlatmayı unutma; nitekim hayra vesile olan, onu yapan gibidir.
Hazırlayan :
Abdülhamid Doğan
Yorumlar
Yorum Gönder