Francis Bacon'ın Yeni Atlantis Kitabının Eleştirisi


Listen to "Yeni Atlantis Kitabı Tahlili Bilim mi Din mi" on Spreaker.
Francis Bacon'ın Yeni Atlantis'i Üzerine Diyalojik Bir İnceleme

Her şeyi bilen ve Her şeye gücü yeten Allah mı Bilim mi?

Francis Bacon'ın Yeni Atlantis'inde Bilim Kilisesi Sorunu ve Filozofun Kendi Ahlaki Sicili Üzerine Diyalojik Bir Sorgulama

Felsefi İnceleme · Eleştirel Okuma · Ütopya Çalışmaları

Francis Bacon'ın yarım kalmış ütopyası Yeni Atlantis, yalnızca bir bilim kurgu ya da ideal toplum tasviri değil; aynı zamanda bilimin sınırları, dinin konumu ve iktidarın meşruiyeti üzerine hâlâ güncelliğini koruyan bir sorgulamadır. Ancak bu sorgulamayı yaparken, eserin yazarının kendi hayat hikâyesini görmezden gelemeyiz. Zira bir filozofun ahlaki sicili, ortaya koyduğu ideal düzenin inandırıcılığını doğrudan etkiler. Bu yazıda, soru-cevap diyalektiğiyle ilerleyerek iki temel meseleyi tartışacağız: Bilim, dinin yerine geçerek yeni bir tapınma biçimi mi oluşturuyor? Ve daha da sarsıcı bir soru: Rüşvet almış, yolsuzluğa bulaşmış bir kişinin ahlak ve din konusunda ahkam kesip bir bilim diktatörlüğü kurmaya çalışması burdaki ahlaksızlığı açıkça göstermez mi?

Birinci Bölüm: Bilim Kilisesi Mümkün mü?

Soru: Bacon'ın Yeni Atlantis'inde Salomon'un Evi adlı kurum, yalnızca bir araştırma merkezi mi, yoksa işlev ve ritüelleriyle bir "bilim kilisesi" görünümü mü kazanıyor?

Cevap: Salomon'un Evi, yalnızca bilgi üreten bir kurum değil; aynı zamanda kutsal bir mekân olarak kurgulanır. Bacon, bu kurumun tasvirinde dini mimariye özgü unsurları kullanır: geniş, yüksek ve görkemli salonlar; belirli aralıklarla yapılan ayin benzeri toplantılar; "Birader" adı verilen, yarı-kutsal statüye sahip bir ruhban sınıfı. Bu üyeler (Tüccarlar, Avcılar, Madenciler, Işık Getirenler) adeta bir bilim rahipleri hiyerarşisi oluşturur. Dolayısıyla sorunun cevabı evettir: Salomon'un Evi, söylemsel ve işlevsel olarak bir araştırma kurumu olsa da, yapısal ve sembolik olarak bir tapınağıdır.

Soru: Peki bu kurumda bilgi nasıl bir konuma sahiptir? Bilimsel keşiflere, dini bir anlam mı yükleniyor?

Cevap: Evet. Bacon'ın metninde bilimsel bilgi, vahiy benzeri bir konuma çıkarılmıştır. Bacon, doğayı Tanrı'nın ikinci kitabı olarak görür; dolayısıyla doğayı okumak (bilim yapmak) bir tür kutsal metin okumasıdır. Oysa bir kitap olduğunda o kitabı okutacak öğretmen de o formasyona ve yetkiye sahip olan kişilerdir. İlahi kitapları okutma yetkisi de Yaratıcının yetkilendirdiği kişiler yani peygamberlerdir. Ve onların yolundan salih insanlardır. Herşeyi tabiatla , kendi kendine oluşmuş veya kendinden yapan olarak izah eden ateistler veya bir kere kurulmuş sonra yaratıcının haşa karışmadığını zanneden deistler değildir. Hele ki yolsuzluğa bulaşmış ve çeşitli ahlaksızlıkları ortaya çıkmış felsefeciler ve benzeri yetkisiz kişiler değildir. Zaten yetkisi olmadığı kitaptan ders vermeye kalkmak da ayrı bir yolsuzluktur. Salomon'un Evi'nin keşifleri, halka "aydınlanma" getiren bir tür vahiy gibi sunulur. Adanın refahı bu keşiflere bağlıdır; yani kurtuluş, bilimden gelir. Bu, Hristiyanlıktaki kurtuluş öğretisinden (soterioloji) çalıntıdır. Bilim insanlarının kararları sorgulanamaz, yanılmaz otoriteler olarak tasvir edilir — tıpkı din adamlarının yanılmazlık iddiası gibi.

Soru: Halk bu yapı içinde nasıl bir konumda? Aktif bir özne mi, yoksa pasif bir cemaat mi?

Cevap: Bensalem halkı, bilimin öznesi değil, nesnesi konumundadır. Bilgiye erişimleri sınırlıdır; Salomon'un Evi'nin ne yaptığını tam olarak bilmezler, yalnızca sonuçlardan faydalanırlar. Bilim insanlarının kararları tartışılmaz; halk, tıpkı tarikat müritlerinin şeyhe kayıtsız şartsız iman etmesi gibi, bilim insanlarına iman eder. Salomon'un Evi'nin düzenlediği törenlere katılarak bu "bilim dininin" bir parçası olurlar. Bu, taslakta belirtilen "teknokratik diktatörlük" riskini somutlaştırır: Halk, refahın kaynağı olarak gördüğü bilime tapınır, ama onu denetleyemez. Bu"teknokratik diktatörlük" esasen bir tür "teokratik diktatörlük" tür.

İkinci Bölüm: İki Yönlü Sınır İhlali

Buraya kadar, Bacon'ın bilimi nasıl kutsallaştırdığını gördük. Ancak sorun yalnızca bundan ibaret değildir. Asıl mesele, bilimin haddini bilmemesidir. Yanlışlanabilirlik bilim olmanın temel şartı iken yarın yanlış çıkabilecek olan bu bilgi nasıl olur da dine sınır çizebilir. İşte bunun acı sonuçlarını İslam dünyası yaşamadı mı ? Lanetli Yunan Felsefesi, Abbasilerin Beytülfitnesi ile İslam düşüncesi içerisine girdikten sonra asıl kabul edilip din ona tabi kılınınca İslamın yayılışı durmadı mı ? Kadınlar siyasi ve toplumsal hayatın dışına Yunan Felsefesi yüzünden itilmedi mi ? Felekler, araz - öz gibi çoğu yanlış olan kavramlar tefsirler içine dahi yer yer girip sonraki yüzyılların insanları bu durum yüzünden şüphelere düşmediler mi ? Avrupa'da hristiyanlığın ortaya çıktığı zaman verili olarak var olan Aristo ve benzerlerinin dünya ile ilgili düşünceleri kesin doğru kabul edilip hristiyanlığın aslı haline getirildiği sonraki yüzyıllarda yeni bilimsel gelişmeler olduğunda hristiyanlık bilime karşıymış gibi bir konuma düşmüş olmadı mı ? Yeni Atlantis, tam da bu tuzağa insanları çeken hatta meseleye bilime tapma derekesine düşüren en erken ve en etkili örneklerinden biridir.

Soru: Bacon'ın yaşadığı dönemde dinin bilim üzerindeki vesayeti nasıl bir tablo oluşturuyordu?

Cevap: 16. ve 17. yüzyıl Avrupa'sında din, bilimsel araştırmanın ne olduğunu, nasıl yapılacağını ve hangi sınırlar içinde kalması gerektiğini belirleyen otoriteydi. Hristiyanlığın ortaya çıktığı dönemdeki dünya görüşü kesin bilimsel görüş kabul edildiğinden bu yüzyıllarda bilinmdeki yeni gelişmeler Galile'nin yargılanması, Kopernik'in cezasının ertelenmesi sonucunu meydana döktü. Bunlar, dinin bir zamandaki bilime tabi kılınıp orda dondurulmasının acı sonuçlarıdır. Bacon sözde dinin vesayetine karşı çıkarken aslında dinin bilimme tabi olmasıyla bozulmasını yeterli görmeyip tamamen bozulmasının yolunu Novum Organum'da ulaşılması gereken bir zirve olarak göstermektedir.

Soru: Bu durumda ne yapmak lazım?

Cevap: Dinin bilime tabi olmasının yol açtığı felaketler İslam dünyasında Abbasilerden sonra yayılış hızının yavaşlamasıyla Hristiyanlıkta Katoliklerin reformistler karşısında yenilmesi sonucunu doğurup Avrupa'da ahlak anlamında yaşanan çöküntüyle net olarak belli olmuştur. Din, kendi doğrularında devam etmeli. Bilim, dini doğruladığında kabul edilmeli. Bilim dinle çatışır gibi göründüyse yeni araştırmalarla bu çatışır görüntüsünün yanlış olduğu bilinmeli. Bilimsel araştırmalar derinleştirilerek o sözde çatışmanın yanlışlığı net olaraka ortaya konmalıdır. Diğer taraftan eski dönemlerin bilim telakkisiyle( mesela burçlar konusu) din zannedilerek dinin esasları içine girmiş şeyler varsa bunların din olmadığı net olarak ortaya konmalıdır. Doğanın işleyişinde Allah'ın ilmi ve irades her zaman hissettirilmeli ve söylemlerimize içirilmelidir. Misal : yağmur yağıyor değil Yağmur Yağdırılıyor Olması gereken aşağıdaki tablodaki gibidir:

Alan Yöntem İşlev Sınırı
Din Ne Yapmalı? Vahiy, gelenek, iman Anlam, ahlak, kurtuluş, teselli Değişebilir bilimsel kanunlara tabi kılınmamalı ve bilimsel kanun koymaya kalkmamalı
Bilim Ne Yapmalı? Gözlem, deney, akıl yürütme Doğanın işleyişini Allah'ın iradesini dışlamadan açıklama, şükür ve hamd ile teknoloji üretme Anlam, ahlak ve nihai amaçlar konusunda isim koyarak onları önemsiz ve geçersiz hale getirme yanlışından vazgeçmeli

Üçüncü Bölüm: Bilim Dini Neden Tehlikelidir?

Soru: Bilim, dinin yerine geçtiğinde ortaya çıkan "bilim dini" yapısı hangi somut tehlikeleri doğurur?

Cevap: Dört temel tehlike sıralayabiliriz:

1. Yanılmazlık iddiası: Bilim, özü gereği yanılabilir ve kendini düzeltmeye açıktır. Ama bir "bilim dini"ne dönüştüğünde, bu özelliğini kaybeder; eleştiri sapkınlık, kuşku günah haline gelir.

2. Ahlaki boşluk: Bilim "nasıl"ı söyler, "niçin"i söyleyemez. Ama bilim dini, "niçin" sorusunu da kendisinin cevapladığını iddia eder. Bu, ahlaki sorumluluğun bilim insanlarının tekelinde kalmasına yol açar.

3. Denetim sorunu: Bilim insanları "kutsal bilgi"nin taşıyıcısı olarak görülürse, aldıkları kararlar denetime kapalı hale gelir. Bu, teknokratik diktatörlük riskinin tam da kaynağıdır.

4. Anlam kaybı: Din, insanın acı, ölüm, anlam ve amaç sorularına cevap verme iddiasındadır. Bilim bu sorulara cevap veremez. Ama bilim dini, bu soruları "bilimsel olarak" cevapladığını iddia ederse, aslında cevap vermez; soruyu sus bilimsel değil diyerek susturur.

Soru: Bu tehlikelerden kaçınmak için nasıl bir denge kurulmalıdır?

Cevap: İki uçtan da kaçınmak gerekir. Bir uçta bir zamandaki bilimi kesin olarak kabul edip onu dinsel kural haline getiren din, yeni bilimsel bulgularla çatışır ve onları mahkum eder (Galileo'nun mahkûm edilmesi gibi). Diğer uçta bilim, dini kendine tabi kılar; dini sorular "bilimsel olmayan" diye susturulur (Salomon'un Evi'nin halkı pasif bir tarikate dönüştürmesi gibi). Doğru denge, dine inanmak ve geçici bilimsel kanunları dinin aslı haline getirmek hatasına düşmemektir. Diğer taraftan bilimin de dinin niçin sorularına karışmamalı. Sözde bilimsel kesinlik adına dini mahkum etmeye çalışmağa çalışmamalıdır. Misal DNA testiyle çocuğun kime ait olduğu belirli oluyor. Dinde ise bu şahitler yoluyla ve yatak sahibi olmayla belirleniyor. DNA daha kesin mi acaba? Hastanelere para verilerek bu test sonuçlarının kolaylıkla manipüle edildiğini bilmiyor muyuz peki? Demek ki sözde bilimsel olan da o kadar kesin değilmiş. İslamda olan şahitliklerde de kişi yalan söylerse derseniz. Orda hesabını ahirette verecek imanı var. Peki bilim tapınağında ahiret hesabı korkusu var mı ki? Netice daha güvenilir olan İslamın yani dinin yöntemi.

Dördüncü Bölüm: Peki Ya Bacon'ın Kendisi?

Şimdiye kadar Yeni Atlantis'in içeriğini ve bilim-din ilişkisini tartıştık. Ancak bu noktada kaçınılmaz bir soruyla yüzleşmemiz gerekir: Böylesi sözde ideal bir düzeni kurgulayan kişi, kendi hayatında bu ideallere ne kadar sadık kaldı? Francis Bacon'ın siyasi kariyeri, yükselişi ve nihayetinde düşüşü, eserinin okunma biçimini derinden etkiler.

Siyasi Kariyeri ve Yükselişi

Babası Sir Nicholas Bacon'ın ani ölümü üzerine maddi sıkıntılar yaşayan Francis, hukuk eğitimi alarak avukatlığa başladı. Siyasete atılarak parlamentoya girdi. I. Elizabeth döneminde entelektüel birikimiyle dikkat çekmesine rağmen, kraliçenin gözdesi olan Essex Kontu ile olan yakınlığı ve daha sonra onunla ters düşmesi kariyerinin bir süre yavaşlamasına neden oldu.

Ancak I. James'in tahta çıkmasıyla birlikte Bacon'ın kariyeri hızla yükseldi:

  • 1607 Başsavcılık (Solicitor General) görevine getirildi.
  • 1613 Başsavcı (Attorney General) oldu.
  • 1618 Babasının eski makamı olan Lord Şansölyeliğe (Lord Chancellor) yükseltildi ve aynı yıl St. Albans Vikontu unvanını aldı.

Düşüşü ve Skandal

Rüşvet Suçlaması ve Yargılanma

Bacon, zirvedeyken hem felsefi çalışmalarına devam ediyor hem de devlet işleriyle uğraşıyordu. Ancak siyasi rakiplerinin dikkatini çekecek şekilde rüşvet almakla suçlandı.

1621 yılında parlamentoda görevliyken davalardan hediye ve para aldığına dair iddialarla karşılaştı. Suçlamaların bir kısmını kabul etti; yargılanarak hapis cezasına çarptırıldı ve kamu görevlerinden men edildi. Hapis cezası kral tarafından kısa sürede affedildi ve Londra Tower'dan çıkarıldı, ancak bir daha asla siyasi hayata ve parlamentoya dönmesine izin verilmedi.

Soru: Rüşvet almış, yolsuzluğa bulaşmış bir kişinin ahlak ve din konusunda ahkam kesip bir bilim diktatörlüğü kurmaya çalışması ne kadar doğru olur?

Cevap: Bu, hem ahlak hem de felsefi açıdan son derece haklı bir sorudur ve Bacon'ın mirasını değerlendirirken merkeze oturur. Birkaç katmanlı bir cevap vermek gerekir:

1. Ahlaki Tutarlılık Sorunu: Bir düşünürün ortaya koyduğu ideal düzenin inandırıcılığı, o düşünürün kendi hayatında bu ideallere ne kadar uyduğuyla yakından ilişkilidir. Bacon, Yeni Atlantis'te yolsuzluğun, çıkar çatışmasının, rüşvetin olmadığı bir toplum hayal ederken; kendisi davalardan hediye ve para kabul etmekle suçlanmış ve bunu kısmen kabul etmiştir. Bu, "yaptığımı yap, dediğimi yapma" türünden bir ikiyüzlülük eleştirisini beraberinde getirir. Halka ahlak dersi veren birinin kendi ahlaki sicili temiz olmalıdır; aksi halde söyledikleri, kişisel çıkar peşinde koşan birinin retoriği olarak okunur.

2. Bilim Diktatörlüğü ve Ahlaki Meşruiyet: Bacon, Yeni Atlantis'te bilim insanlarını sorgulanamaz, yanılmaz bir otorite olarak konumlandırır. Ancak böylesi bir otoritenin meşruiyeti, yalnızca bilimsel yeterliliğe değil, aynı zamanda ahlaki dürüstlüğe de dayanmak zorundadır. Rüşvet skandalı, Bacon'ın kendi hayatında bu ahlaki dürüstlüğü gösteremediğini ortaya koyar. Dolayısıyla, "bilim insanları yönetsin" fikri, beraberinde "peki bu bilim insanlarının ahlaki denetimi kim tarafından yapılacak?" sorusunu getirir. Bacon bu soruya Yeni Atlantis'te cevap vermez; çünkü Salomon'un Evi'nin üyeleri zaten sorgulanamazdır. Kendi hayatındaki skandal, bu sorgulanamazlığın ne kadar tehlikeli olduğunu gösterir.

3. Felsefe ve Hayat Arasındaki Uçurum: Bacon'ın durumu, felsefe tarihinin genel durumunu yansıtır: Düşüncenin yücelik iddiası ile hayatın zayıflığı arasındaki uçurum. Rousseau'nun çocuklarını yetimhaneye vermesi, Heidegger'in Nazi Partisi'ne katılması, Ahlak ve merhameti düşüncesinin temellerinden kılan Schopenhauer'ın insanlardan nefret eden yaşamı... Bunlar, bir düşünürün fikirlerinin, kendi hayatından bağımsız olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorusunu doğurur. Bir yandan, fikirler kendi içinde tutarlı gözükse bile , yazarın ahlaki kusurları onları o fikirlerin aslında geçersiz olduğunu haykırır. Çünkü doğru olsaydı önce yazarın hayatını değiştirip düzeltirdi. Özellikle ahlak ve siyaset felsefesi söz konusu olduğunda, düşünürün kendi hayatı, fikirlerinin samimiyetinin bir göstergesi olarak okunur. Bacon, ahlak ve din konusunda ahkam kesen bir filozof olarak, kendi hayatında bu ahkamın gereğini yerine getirememiştir.

4. "Bilim Diktatörlüğü" Eleştirisinin Güçlenmesi: Bu skandal, Yeni Atlantis'teki "bilim tapınağı" eleştirisini daha da güçlendirir. Çünkü eğer bilim insanları sorgulanamaz ve yanılmaz otoriteler olursa, onların ahlaki zaafları da denetlenemez hale gelir. Bacon'ın kendi hayatı, bu riskin somut bir kanıtıdır: Yolsuzluğa bulaşmış bir kişi, bir bilim diktatörlüğü kurguladığında, o diktatörlüğün ahlaki temeli çoktan çürümüştür. Bu, "bilim insanları yönetsin" fikrinin, "peki bu bilim insanları denetlenebilir mi?" sorusuyla birlikte düşünülmesi gerektiğini gösterir.

Soru: Peki bu durumda Bacon'ın felsefesini tamamen reddetmeli miyiz?

Cevap: Hayır, ancak eleştirel bir mesafeyle okumalıyız. Bacon'ın bilimsel yönteme katkıları, Novum Organum'daki tümevarım anlayışı ve doğa felsefesine getirdiği yenilikler, kendi ahlaksızlığından bağımsız olarak değerlendirilebilir. Ancak Yeni Atlantis'i okurken, eserin yazarının kendi hayatındaki ahlaki zaafları göz önünde bulundurmalıyız. Bu, bize iki şey öğretir: Birincisi, hiçbir düşünür kendi hayatının dışında değildir; ikincisi, bilim insanlarına sorgulanamaz bir otorite vermek, onların ahlaki zaaflarını da sorgulanamaz kılar. Bacon'ın skandalı, tam da bu tehlikenin tarihsel bir kanıtıdır.

Beşinci Bölüm: Bacon'ın İronisi ve Modern Yansımalar

İronik Gerçek: Bacon, dinin vesayetinden kurtulmuş bir toplum hayal ederken, farkında olmadan bilimin vesayetini kurmuştur. Daha da ironik olan şudur: Yolsuzluğa bulaşmış bir filozof, yolsuzluğun olmadığı bir ütopya yazmıştır. Bu, modern dünyanın da temel sorunlarından biridir: Bilimi dinin yerine koymak, dinin bilim üzerindeki tahakkümünü ortadan kaldırmaz; yalnızca tahakkümün sahibini değiştirir. Ve eğer o sahip ahlaki açıdan zayıfsa, tahakküm daha da tehlikeli hale gelir.

Yeni Atlantis'in en büyük eleştirel değeri, belki de bize bu dengeyi olumsuz örnek üzerinden göstermesidir. Bacon'ın yarım kalan eseri, bilimin kurumsallaşmasını ve toplumsal hayatın merkezine yerleşmesini tasvir ederken, istemeden de olsa bilimin bir dine dönüşme potansiyelini gözler önüne serer. Bu, Bacon'ın kendi dönemindeki dini otoriteye karşı bir alternatif kurma çabasının ironik bir sonucudur. Ancak bu ironi, yalnızca eserin içeriğiyle sınırlı değildir; yazarın kendi hayatı da bu ironiyi katmerler.

Peki, bugün biz ne yapmalıyız? Bilimsel bilginin giderek daha fazla hayatımızı belirlediği bir çağda, Salomon'un Evi'nin gölgesinden nasıl çıkabiliriz? Belki de cevap, bilimi reddetmek değil; onu kendi yerine koymaktır. Bilim, bize doğanın nasıl işlediğini söyler; ama bize nasıl yaşamamız gerektiğini söyleyemez. Bunu unuttuğumuzda, bilim bir dine dönüşür ve biz farkında olmadan yeni bir tapınakta, sekülerist din adamlarına taparız. Ve o sekülerist din/bilim adamlarının ahlaki sicili, tıpkı Bacon'ınki gibi lekeli olabilir ve çoğu zaman öyledir.

Sonuç: Her Şey Kendi Yerinde — Ama Ahirte İman olmazsa Kim Denetleyecek?

Bu diyalojik sorgulamanın sonunda vardığımız yer şudur:

Din, bir zamanadaki bilime tabi olup o bilimi dini kesin doğru haline getirerek onu korumaya çalışmamalı; bilim de dinin yerine geçip bir "bilim dini" kurmamalıdır. Ancak bu denge, yalnızca yerini bilmeyle değil, aynı zamanda her iki alanın da ahiretin varlığıyla denetime açık olmasıyla mümkündür. Ahirete iman olmazsa denetim insan eliyle hiçbir zaman tam sağlanamaz

Yeni Atlantis, bize bu dengeyi olumsuz örnek üzerinden öğretir. Bacon'ın Salomon'un Evi, bilimin nasıl bir tapınma nesnesine dönüşebileceğini, bilim insanlarının nasıl bir ruhban sınıfı haline gelebileceğini ve halkın nasıl itaat eden bir tarikate indirgenebileceğini gösterir. Ancak bunun ötesinde, bizzat Bacon'ın hayatı, sorgulanamaz otoritenin ahlaki tehlikesini de gözler önüne serer. Rüşvet skandalı, bir filozofun fikirleriyle hayatı arasındaki uçurumun, aynı zamanda ahireti olmayan bir sistemin denetimsizliğinin habercisidir.

Bu yazı, Francis Bacon'ın Yeni Atlantis (1627) eseri üzerine eleştirel bir okumadır.

Diyalojik yöntemle ilerleyen metin, dine hükmetmeye çalışan bilim sorununu ve filozofun kendi ahlaki sicilini tartışmaya açmayı amaçlar.

Yorumlar

Dinle

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mevlana Gibi (Abdurrahman Önül)

Kürtçeyi İnkâr Eden Kâfir Olur mu? | Dini Dile Alet Eden Kürtçülerin Zazaca Çelişkisi

Siyerden 10 Farklı Bilgi