İMPARATORUN ÖNÜNDE EĞİLMEYEN İSLÂM KAHRAMANI BİR ÂLİM
İMPARATORUN ÖNÜNDE EĞİLMEYEN İSLÂM KAHRAMANI BİR ÂLİM
Bazen bir insan, koca bir imparatorluğa karşı tek başına durur.
Elinde kılıç yoktur.
Arkasında bir ordu yoktur.
Yanında binlerce asker yoktur.
Fakat yüreğinde öyle bir iman vardır ki, dünyanın en güçlü orduları bile o imanın karşısında küçülür.
İşte Endonezya’nın büyük âlimlerinden Kiai Hacı Muhammed Hasyim Asy’ari böyle bir insandı.
Yıl 1942…
Japon orduları Endonezya’yı işgal etti.
İlk başlarda birçok Endonezyalı Japonları sevinçle karşıladı. Çünkü Japonlar, yıllardır Endonezya’yı sömüren Hollandalıları ülkeden çıkarmıştı.
Fakat kısa süre sonra Japon işgalinin gerçek yüzü ortaya çıktı.
Yeni bir zulüm başlamıştı.
Japon yönetimi Müslümanları sıkı bir denetim altına aldı.
Ve Müslümanlara, Japon İmparatoru Hirohito’ya doğru eğilerek yapılan “Saikeirei” adlı selamlama törenini yerine getirmeleri emredildi.
Sabah saat yedide…
Okullarda…
Dairelerde…
Toplantılarda…
Hatta Japon askerlerinin önünden geçerken bile…
İnsanların başlarını eğmeleri isteniyordu.
Fakat bir adam vardı ki…
Başını eğmedi.
O adam Hasyim Asy’ari idi.
Çünkü onun için mesele basit bir selamlaşma değildi.
Mesele, kulluğun kime yapılacağıydı.
O, insanların önünde eğilmenin ötesinde, inancının çiğnenmek istendiğini görüyordu.
Ve açıkça karşı çıktı:
“Kulluk ve secde sadece Allah’adır.”
Bu söz, işgalcilerin hoşuna gitmedi.
Onu tutukladılar.
Hapishaneden hapishaneye sürüklediler.
Jombang hapishanesi...
Mojokerto hapishanesi...
Surabaya hapishanesi...
Sonunda Bubutan Hapishanesi…
Fakat zindanlar onun imanını hapsedemedi.
Japon askerleri onu sorguya çekti.
Boyun eğmesini istediler.
“Saikeirei” yapmasını emrettiler.
O yine reddetti.
Sonra işkence başladı.
Parmaklarına defalarca çekiçle vurdular.
Ellerini yaraladılar.
Parmakları şekil değiştirdi.
Acılar içinde bırakıldı.
Fakat o, bütün bu işkencelerin arasında Rabbine sığınmaya devam etti.
“Estağfirullah…”
diyordu.
Bir gün sorgu sırasında ezan sesi duyuldu.
Hasyim Asy’ari bir anda ayağa kalktı.
Japon askerleri şaşkına döndü.
Tercüman aracılığıyla ona ne yaptığını sordular.
O ise:
“Bu, Allah’ın çağrısıdır. Bu çağrıya icabet etmem gerekir.”
dedi.
Ve namaza yöneldi.
Japon askerleri öfkelendi.
Bağırdılar.
Hakaret ettiler.
Dövdüler.
Fakat o, bütün bu zulmün ortasında namazını kıldı.
Çünkü onun nazarında…
Zindan Allah’ın huzuruna çıkmaya engel değildi.
Dışarıda ise talebeleri susmuyordu.
Tebuireng Medresesi’nin öğrencileri, şeyhlerinin işkence gördüğünü öğrenince ayağa kalktılar.
Bazıları:
“Şeyhimiz yalnız kalmasın. Biz de onunla birlikte hapse girelim.”
diyordu.
Âlimler harekete geçti.
Öğrenciler harekete geçti.
Hasyim Asy’ari’nin oğlu Kiai Wahid Hasyim ve Kiai Abdul Wahab Hasbullah Japon makamlarıyla görüşmeye başladılar.
En yüksek askerî yetkililere kadar ulaştılar.
Çünkü artık mesele bir kişinin tutuklanması değildi.
Bir milletin haysiyeti söz konusuydu.
Yaklaşık dört ay süren esaretin ardından Japon yönetimi geri adım atmak zorunda kaldı.
Hasyim Asy’ari, 18 Ağustos 1942’de serbest bırakıldı.
Fakat o, hapisten boyun eğmiş olarak çıkmadı.
Başını eğmeden çıktı.
İşkenceler bedenini yaralamıştı.
Fakat imanını yaralayamamıştı.
Yıllar geçti.
Japonya savaşı kaybetti.
Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombalarının ardından Japonya teslim oldu.
Japon orduları Endonezya’dan çekildi.
Endonezya bağımsızlığını ilan etti.
Fakat özgürlük uzun sürmedi.
Bu kez Hollandalılar geri döndü.
Endonezya’yı yeniden sömürge hâline getirmek istiyorlardı.
Yıl 1947…
Malang’ın düştüğü haberi geldi.
Hasyim Asy’ari o sırada Kur’ân öğretiyordu.
Haberi duyunca ellerini başına götürdü:
“Mâşâallah… Mâşâallah…”
dedi.
Sonra yere yığıldı.
Beyin kanaması geçirmişti.
Ve büyük âlim, 1366 yılının Ramazan ayının 7. gününde dünyaya gözlerini yumdu.
Arkasında bir medrese bıraktı.
Talebeler bıraktı.
İlim bıraktı.
Fakat bunlardan daha büyük bir miras bıraktı:
İzzet ve Şeref
İman uğruna direnmenin…
Zulüm karşısında susmamanın…
Ve insanın, bütün dünya karşısında yalnız kalsa bile Rabbine sadık kalabilmesinin mirası…
Japonya’nın güçlü orduları onu eğdiremedi.
Hapishaneler onu susturamadı.
Çekiç darbeleri imanını kıramadı.
İşkence onu Rabbinden uzaklaştıramadı.
Çünkü o biliyordu:
İnsanların önünde eğilen bir baş, Allah’ın huzurunda gerçek anlamda yükselmez.
Fakat Allah’ın huzurunda eğilen bir başı da hiçbir zalim, hiçbir imparator ve hiçbir ordu gerçekten eğemez.
O, imparatorun önünde eğilmedi.
Çünkü onun başında yalnızca bir taç vardı:
İman.
Ve onun secde edeceği tek bir makam vardı:
Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın huzuru.
Allah, Kiai Hacı Muhammed Hasyim Asy’ari’ye rahmet eylesin.
Onu ve İslâm uğruna bedel ödeyen bütün âlimleri rahmetiyle kuşatsın.
Hazırlayan :
Abdülhamid Doğan
Kaynak: K.H. Hasyim Asy’ari hakkında Library and Archives Canada’da yer alan akademik çalışma.
Yorumlar
Yorum Gönder